:.. Eğlenceli Oyun Videoları 1 ..:
Cuma, Mayıs 18th, 2007
[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=uQrC_C6SexI]
[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=uQrC_C6SexI]
Gezegen ve Gezegenler hakkında Bilgi:
Bir yıldızın etrafında dolanan ve kendisi yıldız olmayan doğal gök cisimlerine gezegen adı verilir. Dar anlamıyla, Güneş Sistemi içinde, Güneş’in doğrudan uydusu olan ve Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) tarafından bu tanıma uygun bulunmuş 8 gök cismini belirlemede kullanılır. Güneş Sistemi’nde, resmi olarak kabul edilen ’sekiz gezegen’den başka, bu cisimlerle boyut, yörünge ve fiziksel özellikler açısından aynı gruba konabilecek yeni gök cisimlerinin keşfedilmesi, bir yandan da başka yıldızların etrafında da Güneş Sistemi gezegenlerine benzer gök cisimlerinin dolandığının saptanması, ‘gezegen’ tanımının sınırlarının bulanıklaşmasına neden olmuştur.
Uluslararası Gökbilim Birliği’nin (IAU), 1919 yılından bu yana kabul ettiği Güneş Sistemi’nin 8 gezegeni, güneşe yakınlık sıralarına göre şunlardır:
1. Merkür,
2. Venüs,
3. Dünya,
4. Mars,
5. Jüpiter,
6. Satürn,
7. Uranüs,
8. Neptün
Bu 8 gezegenin dışında daha önce gezegen olarak tanımlanan Plüton IAU’nun yeni tanımlamasına göre Cüce Gezegen olarak kabul edilmektedir.
Güneş Sistemi dışındaki gezegenler
1995 yılında Michel Mayor ve Didier Queloz tarafından 51 Pegasi adlı yıldızın çevresinde dönen bir gök cismi keşfedildiğinde, bu cismin ‘gezegen’ olarak tanımlanması uygun görüldü. 1995-2005 yılları arasında yapılan gözlemlerle, 100′ü aşkın değişik yıldız çevresinde dolanan 150′den fazla gezegen bulundu. Güneş Sistemi gezegenleri ile karıştırılmaması için bu cisimlere ‘Güneş dışı gezegenler’ veya Güneş Sistemi dışı gezegenler adı verilmektedir. Yine karışıklığı önlemek amacıyla, bu tür gezegenlerin yıldızları ile birlikte oluşturdukları sistemlere genel olarak gezegen sistemi ya da ‘yıldız sistemi’ adı verilmektedir. ‘Güneş Sistemi’ adı ise, yalnızca özel ad olarak Güneş ve uydularının oluşturduğu gezegen sistemini tanımlamada kullanılır. ek olarak 1996 yılında amerikalı uzay bilimcisi arthur frank elbourn ‘un yapmış olduğu bir takım araştırmalar uzay hakkında daha da fazla bilgi almamızı sağlamıştır. arthur frank elbourn un yapmış olduğu çalışmlarda 10 olan gezegen sayısı aslında 12 gezegen vardi. goono ve afelbourn ismi verdiği iki gezegen daha keşfetti. nasa tarafından doğrulanan bu gezegenler fazla medyaya duyurulmadı.
Tarih boyunca gezegen kavramı
Elimize ulaşan tarihsel kayıtlar incelendiğinde, Türkçe’nin genç sözcüklerinden olan ‘gezegen’in diğer dillerde uzun süredir var olan karşılıklarının, gökyüzünde yıldızların alışılmış hareketlerinden farklı davranışları ile dikkati çeken ‘aykırı’ yıldızlar için kullanıldığı görülür. Batı dillerinde gezegen kavramı Eski Yunan’da ‘başıboş dolaşan’ anlamında kullanılan planitis (πλανήτης) sözcüğünden türetilmiş sözcüklerle ifade edilmektedir. Yakın tarihe kadar Türkçe’de kullanılan Arapça kökenli seyyare sözcüğü de benzer anlam taşımaktadır. Türkçe gezegen sözcüğü de, bu yıldızların gökyüzünde diğer sabit yıldızların arasında ‘gezinmelerinden’ esinlenilerek türetilmiştir.
17.ci yüzyıla dek bilinen beş gezegen (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn), insan kültürü ile tarih boyunca içiçe olmuş, çeşitli kültürlerde tanrılarla bağdaştırılarak mitolojinin, klasik elementlerle bağdaştırılarak felsefenin ve astrolojinin önemli bir parçasını oluşturmuşlardır. 17.ci yüzyılda Kopernik’in o güne dek yaygın olan yermerkezli görüşü sarsan kozmolojik devrimi ile güneşmerkezli evren anlayışının ağırlık kazanması sonucunda dünyanın da bir gezegen olduğu kabul edilmiş, böylece gezegen kavramı ‘gökte başıboş dolaşan yıldız’dan günümüzdeki gökbilimsel anlamına oturmuştur.
18.ci yüzyılda keşfedilen Uranüs gezegenler listesine yedinci sırayla kolaylıkla eklenirken, 1801 ve 1802′de Güneş Sistemi’nin Ceres ve Pallas adlarını alan iki yeni üyesi bulunduğunda, küçüklükleri nedeniyle gezegen sayılmayarak Sir William Herschel’in verdiği asteroit tanımı içine alındılar. İzleyen yıllarda keşfedilen benzer niteliklerde yeni küçük gök cisimleri de bu kategoriye eklendiler. Böylece Titius-Bode yasasının öngördüğü şekilde Mars ile Jüpiter yörüngeleri arasında bir başka gezegen bulunması gerektiği sorunu çözümlenmiş oldu. Ancak bu kez Uranüs yörüngesindeki tedirginliklerden sorumlu yeni bir gezegen arayışı başladı. Bu sorunun yanıtını da 1846 yılında bulunan ve sekizinci gezegen olarak benimsenen Neptün getirdi. Güneş Sistemi içinde gözlenen tüm tedirginliklerin henüz keşfedilmemiş bir ‘bilinmeyen gezegen’ ile açıklanabileceği yaklaşımının bu şekilde meyvasını vermesi, ‘gezegen avcılarını’ cesaretlendirerek dokuzuncu gezegenin aranmasına başlandı. Ancak, giderek daha güçlü teleskopların yapılması, gökyüzünü inceleyen insan ve kuruluş sayısının artması, 19.yüzyıl sonunda astrofotografi tekniğinin ortaya çıkması gibi gelişmeler sayesinde önemsiz sayılacak gökcisimlerinin saptanabilir hale gelmesine ve yeni bulunan asteroit sayısının bini aşmasına karşın, 1930′da Plüton bulunduğunda neredeyse yüz yıl geçmişti. Bu uzun bekleyiş, Plüton’a dokuzuncu gezegen olma onurunu kazandırırken, açıklamasını da birlikte getiriyordu: yeni gezegen o ana dek bilinen en küçük gezegen Merkür’ün yarısından daha küçük çapta ve otuzda biri kütlesinde, aralarında Ay’ın da bulunduğu birçok gezegen uydusundan daha küçük, üstelik alışılmadık bir yörüngede idi. Bütün bunlara karşın, en büyük asteroit Ceres’ten daha büyük olan ve Güneş çevresinde dönen dokuzuncu büyük gök cismi olan Plüton’un dokuzuncu gezegen sıfatı 20. yüzyıl sonlarına kadar tartışma konusu olmadı.
Hollandalı gökbilimci Kuiper tarafından kuramsal olarak ortaya atılan ve bugün Kuiper kuşağı olarak bilinen bölge, Güneş’ten 30-50 A.Ü (astronomi ünitesi-gökbilim birimi) yani yaklaşık 4,5-7,5 milyar km. uzaklıktaki alanı kaplar ve Güneş çevresinde dönen çok sayıda küçük gök cisminin bu aralıkta yer aldıklarına 1950′lerden bu yana inanılmaktadır. 1992 yılında, o ana dek Kuiper kuşağının bilinen tek üyesi Plüton gezegeni iken, (15760) 1992 QB1 geçici adıyla tanınan ‘ilk Kuiper kuşağı cismi’nin bulunması ve bunu kısa sürede çok sayıda yenilerinin izlemesi ile bu yeni gök cisimi sınıfı bir kavram olarak netleşmeye başladı. Plüton’un bilimsel anlamda bu sınıfın bir üyesi olduğu gökbilim çevreleri tarafından kabul edilirken, hala bir gezegen olarak kabul edilip edilmeyeceği konusu popüler bir tartışma biçimini aldı. Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) 1999 yılında Plüton’un resmi olarak Güneş sistemi’nin dokuzuncu gezegeni kabul edildiğini ve bunun değiştirilmesinin düşünülmediğini açıklayan bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı.
2002 yılında Plüton’un yarısı çapındaki 50000 Quaoar’ın, 2004′te ise neredeyse Plüton büyüklüğünde 90377 Sedna’nın keşfi, Plüton’un diğer Kuiper kuşağı cisimlerinden (Kuiper Belt Objects-KBO) fazla ayrıcalıklı olmadığını göstermesi bakımından önemli görüldü. 29 Temmuz 2005′de üç yeni Kuiper kuşağı cisimi daha bulunduğu açıklandı. Bunlardan 2003 UB313 adlı olanı, Plüton’dan daha büyük olması nedeni ile bazılarınca 10.cu gezegen ilan edilirken bir yandan da Plüton’un gezegen sıfatının gözden geçirilmesi tartışmaları yeniden alevlendi. amerika da yapılan araştırmalar sonucunda aslında 12 gezegen dışında dört gezegen daha keşfedilmiş. bunlar pluton dan daha büyük ve yapılan araştırmalarda bu dört gezegenin bir tanesinde yaşamsal bir belirti olabileceği söylenmektedir. yalnız dunyaya çok uzak olan bu dört gezegen nasa nın yapmış olduğu gizlia raştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmış, ve medyadan bugune kadar saklanmıştır. medyaya nasıl sızdığı bilinmemekte olup araştırmaların devam ettiği söylenmektedir.
NASA’nın araştırması uykusuzluğa çare olabilir
NASA’nın, astronotları Mars’ın 25 saat süren bir gününe hazırlamak amacıyla yaptığı bir araştırma, Dünya’da uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için çare olabilir.
NASA için araştırmayı yapan bilim adamları, 25 saatlik bir Mars gününe astronotların hazırlanmaları amacıyla denekleri akşamları iki kez 45 dakika çok parlak ışığa maruz bıraktılar.
İnsanların biyolojik saatinin 23 saat 47 dakikadan 24 saat 48 dakikaya çıkabileceğini ortaya koyan araştırma, ışığın biyolojik saat için önemini gösterdi.
Araştırmanın, deneğin akşam iki kez 45 dakika canlı ışığa maruz bırakılmasıyla uyku döngüsünün uzatılabileceğini ortaya koyduğunu belirten bilim adamları, ışıkla tedavinin, saat farkı veya gece çalışma gibi uyku düzeninde bozulmaya neden olan unsurlardan ötürü uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için yardımcı olabileceğini kaydettiler.
Araştırmaya katılan tüm denekler, Dünya’dakinden bir saat fazla olan Mars gününe, uyku düzenlerini adapte edebildiler.
Bilgasayar korsanlarının saldırılarındaki başarı oranının arttığı bildirildi.

IBM kuruluşu Internet Security Systems (ISS) tarafından hazırlanan Mayıs ayı güvenlik raporuna ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Nisan 2007 döneminde bilgisayar korsanlarının saldırılarındaki başarı oranında yüzde 25,3 düzeyinde önemli bir artış olduğu belirtilerek, korsanların artık daha etkili ve klasik güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığı teknolojiler kullandıklarına dikkat çekildi.
Raporda dikkati çeken en önemli verinin, bilgisayar korsanlarının sistemlere erişme oranındaki ciddi artış olduğuna işaret edilen açıklamada, Nisan ayında bir önceki aya göre saldırılarda yüzde 7′lik bir artış olduğu bildirildi.
IBM ISS analistlerinin Nisan ayında 510 güvenlik tehdidini araştırdığı, virüsler, solucanlar, hedefli saldırılar üreten kötü niyetli kod yazarlarının araştırma veri tabanında önemli bir orana sahip zafiyetler olarak yer aldığı kaydedildi.
Bilim adamları, şimdiye kadar gözlemlenen en büyük yıldız patlamasının yani süpernovanın meydana getirdiği açıkladı.
NASA tarafından yapılan açıklamada, güneşten 150 kat daha büyük olan SN200gy adlı yıldızın patlamasının, NGC 1260 gökadasında ve 240 milyon ışık yılı uzaklıkta meydana geldiği bildirildi. Süpernovanın, dünyadaki optik teleskopların yanı sıra NASAnın Chandra Uzay Teleskobundan gözlemlendiği belirtildi.
Süpernova patlamasının uzun bir zaman önce olduğu, ancak ışığın kat ettiği yol nedeniyle geçen yıl saptanabildiği kaydedildi.
California Üniversitesinden astronom Nathan Smith, Eylül 2006da keşfedilen süpernovanın, şimdiye kadar gözlemlenen en güçlü ve en parlak yıldız patlaması olduğunu söyledi.
Sakarya Üniversitesi İleri Teknolojiler Uygulama Topluluğu’nun geliştirdiği güneş enerjisiyle çalışan tekne, Sapanca Gölü’nde suya indirildi.

Güneş enerjili tekne ile test sürüşü yapan Rektör Prof. Dr. Mehmet Durman, tekneyi kullanmaktan çok büyük keyif aldığını söyledi.
Durman, “Ama daha başındayız. Ben gerçekten de öğrencilerimizi kutluyorum. Teknik açıdan öğrendikleri bilgileri böyle bir amaca aktarabilmeleri ve diğer taraftan da çevreye karşı duyarlı bir projeye destek vermeleri oldukça sevindirici” dedi.
Durman, alternatif enerji kaynaklarıyla çalışan her türlü projeye destek verdiklerini, bu konuda sadece güneş enerjisiyle değil, hidrojen enerjisiyle çalışan araçlar olmak üzere çeşitli projelerinin olduğunu kaydetti.
Projenin sponsorluk ve kurumsal ilişkiler yönetmeni Ebubekir Sezer de teknenin üzerinde bulunan paneller aracılığıyla güneşten aldığı ışığı enerjiye dönüştürdüğünü söyledi.
Sezer, teknenin yaklaşık 17 bin YTL’ye mal olduğunu anlattı:
“Teknenin üzerinde 800 vatlık paneller bulunuyor. Bu paneller, teknenin alt kısmında bulunan 14 kilovatlık aküleri şarj ederek nominal 10 mil hızla teknenin seyahat etmesini sağlıyor.
Elektrik enerjisini ise aküleri şarj etmek için kullanıyoruz. Daha sonra şarj edilen aküleri de motoru çevirmek için kullanıyoruz. Projenin bundan sonraki aşamasında teknenin uzaktan kumanda ile kontrolünü gerçekleştirmeye çalışıyoruz” dedi.
SAİTEM üyesi 30 öğrencinin geliştirdiği tekne saatte 10 deniz mili hız yapıyor ve 5 kişi taşıyabiliyor.
*Windows xp yi bir defa da hiç sorunsuz yüklüyorsanız…
*bilgisayarınızın başından artık işe gitme zamanı geldiği için kalkıyorsanız,
*bir derg, okurken resimlere daha dikkatli bakmak için gözleriniz sayfanın bi yerlerinde “zoom” ikonu araştırıyorsa…
*ya da bir yazı okurken, aradığınızı bulmak için yine eliniz altında bir klavye ve “ctrl+f” tuşunu arıyorsanız…
*gün batımını seyrederken,”kırmızıyı %10 arttırsak daha hoş olacak” diye düşünüyorsanız..
*120 gb lık diskiniz doluya yakınsa…
*disklerinizde 30 gb boş yer varken yeni bir dik almayı düşünüyorsanız..
*2800 MHz yavaş geliyorsa..
*Odanızın camını kapatma ihtiyacı hissettiğinizde eliniz klavye de alt+F4 e gidiyorsa…
*Bilgisayarınızın değeri arabanızınkinden fazla ise..
*Mouse unuzu bebek kolonyasından başka bir şey ile temizlemiyorsanız…
*en verimli çalışma saatleriniz gece 11 den sonra ise..
…:::BİTMİŞSİNİZ:::…
Halk arasında Karabasan yada Al Karısı şeklinde isimlendirilen olay hakkında 2 inanış mevcuttur.
Bazı bilginler bunun cin yada cinlerin eseri olduğunu düşününürler.
Bilim adamları ise bunun uyku ile uyanıklık arası bir durumda olduğunu söyler. Çoğunlukla uykudan uyandığınızı sanırsınız. Ancak aslında uyku hali devam eder.Beyin uyandığını düşünür ama vücüt hala uyku halindedir. Bu arada bir çeşit halusunasyon görürsünüz. Herkes de ayrı bir senaryo söz konusudur.
Uyandığınız yada uyandığınızı sandığınız halde yataktan kalkamamanız, bir güç tarafından hareketlerinizin engellenmesi, kıpırdayamamanız yada konuşamamanız, bağırmaya çalıştığınız halde sesinizin tüm çabalamalarınıza rağmen çıkmaması, bu sure zarfında çeşitli sesler ve halusunasyonlar görmeniz karabasan’ın belirtileridir.
Upload sitesi olan rapidshare’ye türk rakip çıktı .. Bundan sonra uploadlarımızı burdan yaparsak daha iyi olur … Hemenpaylaşın kapanması kötü oldu ama bu inşallah telafi eder …